|
“…Uluslararası hukukta ve görünürlükte Gazze, İsrail devletinin içinde bir şehir. Türkiye’deki Edirne, Erzurum’dan farkı yok.”
Bu sözleri, İsrailli aklı beş karış havada bir vatandaş söylemiyor. Netanyahu da söylemiyor. Zira, bu kişilerin bile, İsrail’in bile bu kadar ileriye gitmeye yüzü yok.
Bu sözleri Kimse Yok Mu? Derneğinin başkanı olan Mehmet Özkara söylüyor. Söylediği sözleri, muhtemelen, dünyada ilk düşünen ve üstüne ilk seslendiren kişi kendisi olmalı. Zira, Gazze’nin İsrail tarafından işgal altında olan Filistin bölgesi olduğunu İsraillilerin kendisi de biliyor! Peki, bu “İsrail’den çok İsrailcilik” nereden geliyor? Zalim İsrail’I, katil İsrail’i, korsan İsrail’i, işgalci İsrail’i, kendisinin bile kendisini savunamadığı kadar savunmak nereden icap ediyor? Hiç mi vicdan kalmadı. Hiç mi?
Aslında, Mehmet Özkara’nın tüm röportajı hocasına tam bir selam çakma şeklinde. Öyle ki bu konuda sınırları zorlamaktan çekinmemiş, hocasının izinden gidip, yine onun da dalamadığı sulara dalarak çıtayı yükseltmiştir!
Böylesine bir demecin verilebilmesindeki suç Türk medyasında da vardır. Hayır hayır, Doğan Medya grubu ve Zaman grubundan bahsetmiyorum. Onların ne olduklarını artık biliyoruz. İkincisini bilmiyorduk, yeni yeni biliyoruz.
Bu iki medya grubu haricindekilerden bahsediyorum…
Mavi Marmara gemisinde de bulunan güzel adam Hakan Albayrak, Yeni Şafak’taki köşesinde F. Gülen’in demeci hakkında şöyle demişti: “Malum çevrelerin Müslümanlar arasında fitne çıkarmak için kullandığı bu açıklamayı unutalım gitsin. / Herkes bağrına taş bassın ve konu kapansın. / Birbirimizi daha fazla kırmadan, yarayı derinleştirmeden...”
Fakat, görünen o ki… “Birileri” açıklamayı unutturmayı bir kenara bırakın, yaramızı daha da deşip, gönüllerimizi daha da yaralıyor…
Fehmi Koru, Ahmet Kekeç ve Salih Tuna gibi isimler de F. Gülen’in demecine fazla bir tepki göstermediler. Özellikle Fehmi Koru, “Fethullah Gülen aslında ne dedi” başlığıyla okur karşısına çıkarak, “tepkilere” tampon olmaya çalışmıştı. Okuyalım: “..İsrail bildiğimiz anlamda bir 'demokrasi' olmadığı gibi uluslararası hukukun geçerliliği konusunda duyarlılığı da yok…” diyerek, İsrail’in ne yapacağı belli olmayan bir ülke olduğunu ve bu yüzden dikkatli olunması gerektiğini söylüyordu.
Gelinen noktada, görülen şudur: F. Gülen’in demeci Türkiye’de vicdanı olan herkesi rahatsız etmiştir. İnsanların yürekleri acımıştır. Bu demece tepki koyması muhtemel medya ise, tepkilerin daha da büyümesine meydan vermemek adına gerçek düşüncelerini; “fitne çıkar” diye ya hiç vermemiş, ya da yazılarının bütünlükten uzak olması ve çelişkili olması pahasına, muğlaklaştırarak ve cümle aralarına serpiştirerek vermiştir.
F. Gülen’in demecinden dolayı içi acıyan birisi olarak, Kimse Yok Mu? Derneğinin başkanı Özkara’nın demecinden dolayı da içimin en az ilki kadar acıdığını belirtmek isterim. Tepki göstermesi gereken kalemlerin, ya hiç tepki göstermemesi ya da kerhen ve dolaylı olarak tepki göstermelerini şeklen yanlış buluyordum. Şimdi, Özkara’nın açıklamaları çerçevesinde soruyorum: Bizler, tamam, fitne çıkmasın diye yüreğimize taş basarak susalım… Fakat hala susmuyor “onlar”. Hala konuşuyorlar. Hala yürekleri dağlıyorlar… Bizim “tepkisizliğimizden” de cesaret bularak hala içimizi acıtıyorlar. Bu durumda ne yapmamız gerekiyor? Yine mi susacağız? Yine mi tevil edeceğiz?
“Zalim karşısında susan” konumuna düşmek de var…
* Bu yazı, Haber Sahifesi'nde yayınlanmıştır.
|