|
Lubna Masarwa İsrail vatandaşı olan bir Filistinli. Mavi Marmara’da “Özgür Gazze Hareketi” temsilcisi olarak o da vardı! Mavi Marmara’da bulunmak gibi, çok güzel bir şeye imza attığından ötürü İsrail tarafından ev hapsi ile cezalandırıldı.
Aşağıda okuyacağınız yazısını ise Filistin’de… Kfor Qara’da ev hapsinde iken 8 Haziran’da Eletronicintifada.net için yazdı. Hemen belirtelim: Kendisine ulaşmak için e-posta adresi: lubnna [at] gmail com. Yanında olduğumuzu, o gemide bulunduğu için kendisine ne kadar minnet duyduğumuzu belirtmeniz için bu çok güzel bir fırsat olmalı!
Sizleri Lubna Masarwa’nın yazısı ile baş başa bırakıyorum:
“İsrail uluslar arası sularda, Mavi Marmara’ya saldırırken gemide ben de vardım. İsrail’in dört yıldan beri sürdürdüğü Gazze ablukasını kırmak için yol alıyorduk. İnsani yardım, inşaat malzemesi ve Türk çocuklarının Gazzeli çocuklar için yazdıkları mektupları taşıyorduk. Umut doluyduk. 31 Mayıs saat 04.00 sularında İsrail saldırdığında, gemimiz askeri bir hedef haline geldi. Güverte bir anda ağır ateş altında kaldı. Daha sonra, İsrailli işgalcilerin komandoları geminin hakimiyetini ellerine geçirdiler.
Saldırının başlamasından dakikalar sonra, yaralılar ve şehitler güverteden geminin içine taşındılar. Dört şehit ve bazıları ağır durumda olan onlarca yaralı ile saatlerce orada tutulduk. Onlara yardım etmek istedik, fakat elimizde tıbbi malzeme yoktu. Yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Gözü yaşlı bir Türk kadın; bir taraftan, şehit olan kocasının yüzünü okşuyor diğer taraftan da onun için Kuran okuyordu. Başka bir adam, kafasına isabet eden kurşunla ağır yaralanmıştı ve ölümü bekliyordu.
Saat 5 gibi, İsrailli askerlerden, yaralılara tıbbî müdahalede bulunmalarını istedik, fakat bir cevap alamadık. Talebimizi, hoparlörler vasıtası ile İngilizce ve İbranice sözlü olarak ilettik. Ayrıca, İbranice, “SOS… Acil tıbbî müdahaleye ihtiyaç duyan ağır yaralılar var” diye yazı yazdık ve önlerindeki pencereden bu yazıyı onlara gösterdik. Yaptıkları tek şey, el işareti ile “Kaybolun” demekten başka bir şey olmadı.
Saat 7 gibi, teker teker çıkış kapısına gelmemizi istediler. Ben, İbranice, doktorların yaralılarla beraber kalmaları gerektiğini söyledim, bir asker çenemi kapamamı söyledi. Sonra, bana “Yaralılara de ki: Eğer canlı kalmak istiyorlarsa, teker teker dışarıya çıkmaları gerekiyor.” dedi. Biz de yaralıları dışarıya çıkarmaya çalıştık, fakat yürüyemiyorlardı ve yere düşüyorlardı.
Üst güverteye çıkarıldık. Arandık, ellerimiz bağlandı ve askeri helikopter başımızın sadece birkaç metre üstünde dururken oturmaya veya dizlerimizin üstüne çökmeye zorlandık. Köpekleriyle başımızda duran askerlerin ellerinde ağır makinalılar vardı. Botlarında, şehitlerin kanı vardı ve birbirlerine, kadın tutuklularla ilgili olarak ahlak dışı cinsel göndermeler ve şakalar yapıyorlardı. Bu şekilde saatlerce tutulduk. Burada, 1 Haziran 2010 saat 13:40’a kadar tutuldum.
İsrailli işgalciler, Filistinli bir İsrail vatandaşı olduğumu öğrenir öğrenmez, beni daha şiddetli bir muameleye tabi tuttular ve diğer tutuklanan yardım gönüllülerinden ayrı bir yere götürdüler. Aşkelon’da bir hapishaneye götürüldüm ve burada değişik aşağılamalara maruz kaldım, dört defa çırılçıplak aranmak gibi… Ertesi gün mahkemeye çıkarıldık. Ben polis arabasının içinde, küçük metal bir kutuda tam sekiz saat boyunca ellerim ve ayaklarım kelepçeli halde tutuldum. Bize, askerlere saldırmaktan silah taşımaya kadar değişik suçlamalar yöneltildi. Hakim, gözaltı süremizin sekiz gün uzatılması yönünde polise izin verdi. İsrail, uluslar arası camiadan gördüğü baskıdan sonra, tüm yabancı tutukluları serbest bıraktı. Fakat, tüm İsrail vatandaşı Filistinliler tekrar mahkemeye çıkarıldı. Hakim, bu sefer, bana ev hapsi cezası verdi ve 45 gün boyunca ülkeyi terk etmemizi yasakladı.
İsrail’in uluslar arası sularda sivilleri öldürmesi garip değil. Zira, bu, İsrail’in ölümcül bir güçle sivilleri hedef alma ve Gazze’yi ölümcül bir kuşatma altında tutma politikasının devamı niteliğindedir.
İsrail, abluka altına almaya, öldürmeye ve uluslar arası sularda sivilleri öldürmeye hakkının olduğunu düşünüyor. İsrail’in zulümleri karşısında dünyanın sessiz kalması; onları, yaptıklarının hakları olduğuna inandırıyor.
Zaman, sessizliği bozma ve harekete geçme zamanıdır. Zaman, İsrail’e “yeter” deme zamanıdır.İsrail’in dokunulmazlığı bir son bulmak zorundadır. İsrail’in korsanlık yaparak Mavi Marmara’da cinayetler işleyen savaş suçluları ve onların üstleri uluslar arası mahkemelerde işledikleri suçların hesabını vermelidirler. “
*Bu yazı Haber Kültür'de yayınlanmıştır.
|