|
Hüseyin Gülerce, bugünkü yazısını “Böyle dönemlerde, sağduyulu ve cesur seslere ihtiyaç duyulur. Onlar, eleştirilse de zaman onları haklı çıkarır...” diye bitirerek F. Gülen’e esas duruşta sağlam bir selam çakıyor.
Gülerce’nin yazısında iddia ettiği şey ise şu: Türkiye’nin bölgede giderek nüfuzunu arttırmasından büyük endişe duyan İsrail, insanlarımıza böylesine alçakça bir saldırı düzenleyerek Türkiye’deki gidişattan ne kadar rahatsız olduğunu ilan(!) etmiş ve bir şey daha yapmış. Okuyalım: (İsrail) “ABD ve AB'deki dostlarına, "dikkat, Türkiye eksen değiştiriyor, radikal İslamcı örgütleri kolluyor, korktuğunuz başınıza geliyor" diyor. Bütün dünyadaki medya vasıtalarıyla, yoğun bir propaganda ve psikolojik harp yürütüyor.”
Gülerce’nin savunduğu tezin ne kadar çürük temellere dayandığını ve hatta, iki büyük defoya sahip olduğunu söylemek zorundayım.
Birincisi, Gülerce, bir taraftan yazısını “stratejik” bir temele oturturken, diğer taraftan da ABD, AB ve İsrail’i bir “bütün” olarak görme hatasına düşüyor. Bunun ne kadar da gülünç bir bütünlük oluşturduğunu görmek için Hürriyet gazetesi yazarı olmamak yeterlidir sanıyoruz ki.
İkincisi; Gülerce, İsrail’in yoğun bir propaganda ve psikolojik harp yürüttüğünü söylüyor. Öyleyse, ki öyle, F. Gülen’in demecinin de İsrail’in propaganda savaşına dahil olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira, ilk gününden bu yana, İsrail, Gülen’in demecini tepe tepe kullanmıştı. Hatta ve hatta, F. Gülen, İHH’yı yeni duyduğunu söyleyerek, İsrail’in, İHH’nın HAMAS ile organik bağı olduğuna ve böylece (haşa) terrorist bir kuruluş olduğuna yönelik çirkef iddiasına selam çakmıştı. Görüldüğü üzere, Gülen’in demeci “sağduyulu bir ses” değil, İsrail’in “psikolojik harbine” kasıtlı biçimde katkıda bulunan bir demeçtir.
Zaten, Gülerce’nin dikkatleri çektiği tehlike en nihayetinde şuymuş: “Tuzak, Türkiye'yi Batı'dan koparmaktır. Türkiye'nin AB üyelik sürecini askıya aldırmaktır.”
Türkiye’ye yönelik böylesine bir tehlikenin var olduğuna dair “uyarıları” daha önce Kemalistlerden, ulusalcılardan ve Doğan Medya Grubu haricindeki yayın organlarından başka yerde duymamıştık. F. Gülen’in o ünlü(!) demecinden sonra, yazarları ile birlikte büyük bir baş dönmesi yaşayan Zaman Gazetesi de yerini bulmuş görünüyor(!).
Hayır, Türkiye’yi hem Batı’dan hem Doğu’dan koparan, üstelik kendisine de yabancılaştıran şey, diğer devletlerin maşası olmasıydı daha düne dek. Türkiye, bu zamana kadar sesini hiç çıkarmayarak maşalık görevini çok güzel(!) yerine getirmişti zaten. Gülerce, Türkiye’nin bu zamana kadar sürdürdüğü sinik, çapsız, tarihi derinliğinden bihaber politikanın devamını savunmaktadır. Böylece, Batı’dan kopmayacakmışız! F. Gülen’in demeçlerini bu minval üzere okumalıymışız!
Hayır, Gülen’in demecini İsrail’in yürüttüğü propoganda savaşının bir parçası olarak okuyoruz. Türkiye’nin bölgedeki ve dünyadaki silkinişinden, kendine gelişinden, tarihi derinliğine ve kültürüne uygun şekilde hareket etmeye başlamasından rahatsız olanların elbirliğiyle yürüttüğü propoganda savaşının bir parçası olarak!
* Bu yazı Haber Sahifesi'nde yayınlanmıştır.
|