|
Son zamanlarda ülkemizin dört bir yanından arka arkaya iğrençlik dozajı ciddi biçimde yüksek olan tecavüz vakası haberleri gelmeye başladı. Bu olayların arka arkaya ortaya çıkıyor olması, daha önce bir şekilde hasır altı edilen ya da göz yumulan olayların diğer ortaya çıkan olaylardan cesaret alarak kendilerini ortaya attığını gösteriyor. Peki, toplumumuzda neden bu kadar iğrenç olaylar yaşanıyor? Neden mi? Çünkü dönüşüyoruz. Fakat zannediyoruz ki… Günlük hayatımızdaki değiştirdiğimiz alışkanlıklar bizi değiştirmiyor, yozlaştırmıyor. Hayır, böyle değil ve böyle olmadığını anlamak için bazen ciddi şoklar yaşamak gerekiyor. İşte, öylesine bir süreçten şimdi geçiyoruz.
Bir toplum, eksenine ahlakı değil de özgürlüğü alırsa ister istemez dönüşmeye, “sanane”ciliğe başlar. Artık, insanlar İslami buyrukla birbirlerini kötülükten vazgeçirmeye çalışmak yerine birbirlerini daha da yoz hale getirecek şekilde birbirlerini kötülüklere alıştırırlar. Bunu ise çok basit bir şekilde yaparlar: Nefsi dürterek. Evet… Nefslerimiz çok kolay yoldan çıkabilir ve onları tekrar yola sokmak öyle çok da basit bir iş değildir. Bir kere nefs kısır döngüsüne girmiş bir insan bu durumdan çok zor biçimde kurtulabilir ki bu noktada çevre desteği, yani çevre ayıplaması önemli ve gereklidir. Fakat bir toplum; bırakın bütün bunları, tam da nefsin azgınlaşması için gereken fikri ve amelî ortamı sağlıyor, üstüne kötülük yapanları ayıplama, yapmaktan vazgeçirmeye çalışma gibi temel İslami buyrukları tamamiyle bir kenara bırakıyor ve hatta İslam’a bu manada uygun şekilde davranmaya çalışanları ayıplıyorsa o toplumun ne hale geleceği, ne şekilde yozlaşacağı aşağı yukarı bellidir.
Bir taraftan Aşk-ı Memnu izleyip diğer taraftan aynı kalamazsınız. İster istemez dönüşmek zorundasınız. 90’lı yıllarda bir televizyon klibindeki öpüşmeyi ahlaksızlık olarak görüp bir hafta üstüne konuşan toplum, sadece 10-15 sene içinde aile boyu televizyonda ensest ilişkiler ve sevişmeler izliyorsa dönüşmüşüz ve yozlaşmışız demektir. Aşk-ı Memnu burada sadece bir örnek… Geri kalan bütün noktalarda da ne hale geldiğimizi karşılaştırarak müşahade edebilirsiniz.
Sözgelimi, Fatih’teki bir binanın dış kaplaması olan 30 metre boyunda, yüzü gözü tamamiyle makyaj içindeki başörtülü kız resmi ile; çok değil, 10-15 sene önceki, gazetelerde hicaptan yüz kısmı boş bırakılan başörtüsü reklamlarını hatırlayın.
Muazzam değişimi görüyorsunuz. Peki dönüşmedik mi?
Bittabi dönüştük. Ve buyurun… Akla hayale gelmeyecek iğrençlikteki tecavüz vakaları ve hatta yıllara yaygın(!) ensest tecavüz vakaları… Bu olaylar “münferit” değildir. Tam da toplumca yaşadığımız dönüşümü göstermesi bakımından bir uyarı fişeğidir. Toplum alttan alta kaynıyor, toplum alttan alta yozlaşıyor ve bizler yaşadığımız bu dönüşümü asla gözlerimizi kendimize çevirmediğimiz için fark etmiyoruz. Yaşanan o iğrenç olayların bir parçası yozlaşmışlığımız oranında hepimizde bulunmaktadır. İzlediğimiz dizilerde, düşündüğümüz şeylerde, işlediğimiz günahlarda bunun izlerini çok rahat biçimde takip edebiliriz. Yapmamız gereken şey sadece, bakışlarımızı kendimize çevirip ne hale geldiğimizi görmeye çalışmaktan ibaret. Unutmayalım, her birimiz bu toplumun birer üyesiyiz ve yaşananlarda az veya çok bizlerden de bir iz var.
O zaman… Zaman her şeyin bir bedeli olduğunu, yaptıklarımızın da bir sonucu olduğunu anlamaya çalışmak vakti olmalı. Söylediğimiz sözlerin, yaptığımız şeylerin bizleri dönüştürdüğünü anlama vaktidir zaman…
* Bu yazı Haber Sahifesi'nde yayınlanmıştır. Yazının orjinaline şuaradan ulaşabilirsiniz: http://www.habersahifesi.com/yazarlar/31/tecavuz_vakalari_ve_ozgurluk/
|